Sertaç Yıldırımsaha notları

Ana sayfa → Ekip Yönetimi

Negatif Geri Bildirim Nasıl Verilir?

Toplantı odasına giriyorsun. İki dakika hava durumu, sonra “aslında çok iyi gidiyorsun ama...”. Karşındaki o “ama”yı duyar duymaz kapanıyor. Tanıdık geldi mi?

Özet
  • Sandviç yöntemi bir kez işe yarar. İkincisinde karşı taraf kalıbı öğrenir ve övgüyü tehdit olarak duymaya başlar.
  • Kalıp basit: olay → etki → beklenti. Ne oldu, neye yol açtı, bundan sonra ne olacak.
  • Söyledikten sonra sus. En kritik bilgi genelde o sessizlikten sonra gelir.
  • Geciken geri bildirim düzeltme değil, sürprizdir. Performans dönemini bekleme.

Önce şu sandviç meselesi

Kitaplarda hep aynı tarif vardı: bir övgü, ortaya eleştiri, üstüne bir övgü daha. Mantığı da makul görünüyor — insanı savunmaya geçirmeden mesajı ilet.

Sahada olan şu: insan bu kalıbı iki kez sonra çözüyor. Üçüncüsünde artık ilk cümleyi dinlemiyor bile; “şimdi kötü kısım gelecek” diye bekliyor. Bunun iki maliyeti var ve ikisi de sinsi:

  • Gerçek övgülerin değeri düşüyor. Bir gün gerçekten iyi bir iş için teşekkür ettiğinde karşındaki “e şimdi ne gelecek” diye bekliyor. Takdirini kendi ellerinle harcamış oluyorsun.
  • Asıl mesaj yumuşayarak kayboluyor. Kişi odadan çıkıyor ve gerçekten ne değiştirmesi gerektiğini bilmiyor. Sen konuştuğunu sanıyorsun, o dinlediğini sanıyor, kimse bir şey anlamıyor.

En kötü versiyonunu da hepimiz duyduk: “Genel olarak süper gidiyor, ufak tefek şeyler var ama önemli değil, devam.” Bu bir geri bildirim değil, bir kaçış.

Yumuşatmakla nazik olmak aynı şey değil. Yumuşatmak senin rahatlaman için; nazik olmak onun anlaması için.

Yerine ne koyalım: olay → etki → beklenti

Üç adım. Kısa ve sıkıcı görünüyor ama sahada işi gören bu.

1 — Olay

Ne olduğunu yorum katmadan söyle. Kamera ne kaydettiyse o. “Özensizsin” bir yorum; “PR’da testler yoktu” bir olay. Yorumla başlarsan tartışma davranışa değil kişiliğe kayar ve oradan geri dönüş yok.

2 — Etki

Bunun neye yol açtığını anlat. Etki soyut olmasın: kim etkilendi, ne kadar zaman gitti, ne gecikti? Çoğu insan davranışının sonucunu gerçekten bilmiyor — kimse ona söylememiş.

3 — Beklenti

Bundan sonra ne olmasını istediğini tek cümlede söyle. “Daha dikkatli ol” beklenti değil temennidir. “Bundan sonra testi olmayan PR açma” beklentidir; ertesi gün ölçebilirsin.

Aynı durum, iki anlatım

Sandviç

“Ya bu sprint gerçekten güzel işler çıkardın, ekipte enerjin çok iyi. Ufak bir şey var, testler biraz eksik kalmış gibi, ama olur öyle. Genel olarak çok memnunum, böyle devam.”

Sonuç: kişi “memnunmuş” diye çıkar. Hiçbir şey değişmez.

Olay → etki → beklenti

“Son iki PR’da birim testi yoktu. Onlardan biri Cuma akşamı canlıda hataya sebep oldu; Cem’le ikimiz Cumartesi üç saat uğraştık. Bundan sonra testi olmayan PR açmamanı istiyorum. Sıkıştığın bir yer varsa onu ayrıca konuşalım — ne oldu orada?”

Sonuç: ne olduğu, neye mal olduğu ve ne beklendiği net.

Ve sonra sus

En zor kısmı bu. Söyleyeceğini söyledikten sonra sessizlik oluyor ve o sessizlik insanın içini gıdıklıyor; hemen doldurmak, yumuşatmak, “yani çok da mesele değil” demek istiyorsun. Yapma.

Çünkü asıl bilgi o sessizlikten sonra geliyor. Yukarıdaki örnekte gerçekte alınan cevap şuydu: “Test yazıyordum ama test ortamı iki haftadır kırık, çalıştıramıyorum. Ben de kaldırdım.”

Yani ortada bir özen problemi yok; bir altyapı problemi var ve kimse söylememiş. Sandviçle konuşsaydın bunu asla öğrenemezdin, çünkü karşı taraf ciddi bir konu konuşulduğunu anlamazdı.

Zamanlama: neden hemen?

En sık yapılan hata geri bildirimi biriktirip performans dönemine saklamak. Mantığı da var gibi görünüyor: “şimdi moralini bozmayayım, nasılsa değerlendirmede konuşacağız.”

Ama aradan geçen üç ayda o kişi aynı davranışı belki kırk kez tekrarladı ve kimse itiraz etmediği için doğru olduğunu öğrendi. Değerlendirmede duyduğu şey bir düzeltme değil, bir ihanet oluyor: “madem üç aydır rahatsızdın, neden söylemedin?” Haklı da.

Kırmızı çizgi

Performans görüşmesinde ilk kez duyulan hiçbir eleştiri olmamalı. Orada konuşulan her şey daha önce en az bir kez, olay tazeyken konuşulmuş olmalı. Bu kural tek başına yönetici-çalışan ilişkisindeki güvenin yarısını taşıyor.

Üç zor durum ve pratikte ne yapıyorum

“Ama ekibin önünde oldu, herkes gördü”

Eleştiri baş başa, takdir herkesin önünde. Bu kuralın tek istisnası şu: yanlış bilgi ekibe yayılıyorsa orada düzeltirsin — ama kişiyi değil bilgiyi. “Bir düzeltme: o serviste retry yok, o yüzden orayı öyle kurmayalım” der geçersin. Kişiye dair olan kısmı sonra, baş başa.

“Söyledim, kabul etmedi”

Genelde iki sebepten olur: ya olay kısmı yeterince somut değildi (yorum gibi duydu), ya da gerçekten senin bilmediğin bir sebep var. İkisini ayırmanın yolu tek bir soru: “Sen nasıl görüyorsun?” Cevabı dinle. Haklıysa “haklısın, ben eksik biliyormuşum” demek otoriteni azaltmaz, tam tersi.

“Aynı şeyi üçüncü kez söylüyorum”

Üçüncü kez aynı geri bildirimi veriyorsan artık geri bildirim aşamasından çıkmışsındır. O noktada konuşma değişir ve bunu açıkça söylemek gerekir:

Örnek cümle

“Bunu üçüncü kez konuşuyoruz, o yüzden bu sefer farklı bir konuşma olacak. Sonraki iki sprint boyunca şunu takip edeceğiz: [somut ölçü]. İki sprint sonra yine buradaysak beraber daha büyük bir karar vereceğiz. Sana engel olan bir şey varsa şimdi söyle, çözelim.”

Bu cümle sert. Ama belirsiz bırakmak daha sert: kişi ne kadar ciddi olduğunu bilmeden aylarca devam eder, sonra bir gün habersiz bir kararla karşılaşır. Netlik, kötü haberin kendisinden daha az acıtır.

Küçük bir alışkanlık: ölçüyü kendinde tut

Bir yıl boyunca verdiğim geri bildirimleri kabaca not aldım. İki şey gördüm ve ikisi de canımı sıktı:

  • Olumsuz geri bildirimlerin çoğu aynı iki kişiye gitmişti. Diğerleri kötü çalıştığı için değil, o iki kişiyle daha çok konuştuğum için.
  • Olumlu geri bildirimlerin çoğu görünür işlere gitmişti. Demo yapan övgü alıyor, altyapıyı ayakta tutan kimsenin gözüne çarpmıyordu.

Bu ikisi de niyetle ilgili değil, dikkatle ilgili. Ölçmediğinde adil olduğunu sanıyorsun; ölçtüğünde olmadığını görüyorsun.

Kontrol listesi

Konuşmadan önce 60 saniye
  • Anlatacağım şey bir olay mı, yoksa benim yorumum mu?
  • Etkisini somut söyleyebiliyor muyum (kim, ne kadar, ne gecikti)?
  • Beklentim ölçülebilir mi, yoksa “daha dikkatli ol” mu?
  • Bunu ilk kez mi söylüyorum, yoksa kaçıncı?
  • Olay üstünden ne kadar geçti? (Bir haftadan fazlaysa geç kalmışım.)
  • Bilmediğim bir sebep olabilir mi? Soracak mıyım?
  • Söyledikten sonra susabilecek miyim?

Sonuç

Negatif geri bildirim vermenin zor olmasının sebebi karşı tarafı üzmek değil; kendi rahatsızlığımıza dayanamamamız. O yüzden yumuşatıyoruz, erteliyoruz, sandviçe sarıyoruz — hepsi bizim rahatlamamız için.

Oysa insanların çoğu net konuşulmasından rahatsız olmuyor. Rahatsız oldukları şey, bir şeyin yanlış gittiğini herkesin bilip kendilerine kimsenin söylememesi.